Çeviribilim

23 Mayıs 2006

Genocide Çevirileri, Robert Fisk ve Bir Katil

Sabri Gürses

17 Mayıs 2006 günü ulusal değil, uluslar arası nitelikte bir katliam gerçekleşti. Bir avukat Türkiye'nin hukuk sisteminin en önemli makamına, Danıştay'a girerek burada bulunan hakimlere silahla ateş etti, hakimleri öldürdü ve yaraladı. Katliam bu şekliyle bile uluslar arası nitelikteydi, fakat katilin cinayetlerine İslam dininin motiflerini yüklemesi nedeniyle kesin olarak uluslar arası bir nitelik kazandı.

20 Mayıs 2006 günü İngiliz Independent gazetesi yazarı Robert Fisk, gazetesinde "You're talking nonsense, Mr Ambassador" (Saçmalıyorsunuz, Bay Büyükelçi) adlı bir yazı yayınladı. Bu yazıdan alıntılar aynı gün Haber7 adlı internet haber sitesinde "Türk Büyükelçi İngiliz yazarı kızdırdı" başlığıyla yayınlandı. Buraya "söyledi, ekledi" gibi alıntılarla bir söyleşi üslubunda aktarılan yazının başlığı "Saçmalıyorsunuz sayın Büyükelçi" olarak çevrildi. 21 Mayıs'ta Akşam gazetesinde Fisk'in yazısı "Fisk'ten Alptuna'ya soykırım eleştirisi" başlıklı bir haber olarak yer aldı. Yazıdan sadece son satır çevrildi.

22 Mayıs 2006 günü Milliyet gazetesinde Danıştay katilinin ifadesi yayınlandı. Bu akıl durduran ifadede katil, bazı kişileri yanlışlıkla öldürdüğünü söyleyerek özür diliyor:

"Öğrendiğime göre alakasız iki hâkime daha kurşun değmiş. Sekerek mi, olayın heyecanıyla mı hatırlamıyorum ki ben onlara kesinlikle hedef alıp ateş etmedim. Bunların türban aleyhindeki kararda imza ve bilgileri yoktur, özür diliyorum. Onların da bana birer tane mermi atma hakları var diye düşünüyorum."

Ermeni sorunuyla ilgili yazıların karmaşık girdabına artık alıştım, artık yeni bir katliam ve rakam karşılaştırması ortaya çıktığında şaşırmıyor, ürperiyorum. Yazıları son zamanlarda Türkçe'de sıkça yayınlanan Fisk'in, en az Londra terör olayları kadar dehşet verici olan bu olay karşısında, Türkiye için üzüntülerini belirten bir yazı yazmak yerine Türkiye büyükelçisine hakaret içeren bu yazıyı yazmasına da çok şaşıramıyorum. Fakat Danıştay katilinin ifadesinde sergilediği mantığın, Fisk'in yazısında da başka bir olay üzerinden sergilenmesine şaşırıyor, sinirleniyorum. 1914-18 yılları arasında yaşanan ve sömürgeci devletlerin büyük ölçüde sömürgelerinden topladıkları askerlerle gerçekleştirdikleri Birinci Büyük Dünya Paylaşım Savaşı'nın Çanakkale sahnesi hakkında 2006 yılında, olaydan 91 yıl sonra şunları söylüyor Fisk:


"Fakat Türk iddiaları mahirane bir şekilde hazırlanıyor. Beyrut'ta, 1915 yılında Gelibolu'da İngiliz, Fransız, Avusturalya ve Yeni Zelanda taburlarının Türk ordusunun elinde büyük kayıplar verdiği zaman yaşanan Müttefik felaketini anıyorlar. Çanakkale'de toplam -aralarında Türk askerlerinin de bulunduğu- çeyrek milyon insan yok oldu. Beyrut'taki Türk elçiliği haklı olarak Gelibolu'nun savaşan uluslarının bu düşmanlıkları uzlaşma, dostluk ve karşılıklı saygı davranışlarına dönüştürdüğünü belirtiyor. İyi bir deneme. Fakat Gelibolu'daki kan banyosu yüzbinlerce İngiliz, Fransız, Avusturalyalı, Yeni Zelandalı -ve Türk- kadın ve çocuğun planlı cinayetini içermiyordu."



Tüylerim ürperiyor. Danıştay katili yanlışlıkla öldürdüklerinden özür diliyor. Fisk ölenler arasındaki "Türkleri" iki çizgi arasına alarak 1915 yılında, Çanakkale'de plansız bir şekilde çeyrek milyon insanın öldüğünü söylüyor. Aklım duruyor. Plansız bir şekilde Osmanlı topraklarını işgale gelen bu İngiliz, Fransız, Avusturalyalı ve Yeni Zelandalılar kim? Çanakkale'de gerçekten ne için bombaladılar Osmanlı taburlarını, Osmanlılar Avrupa topraklarını işgal ettiği için mi? İngiliz Fisk Gelibolu'da İngilizlerin, sömürgelerinden topladığı askerlerle yaptığı plansız "kan banyosu" için pişman bile değil mi?

(yazının devamı ve Fisk'in yazısının çevirisi için)

Peter Weiss’ın Direnmenin Estetiği – “Yüzyılın Romanı”na Yaklaşımlar

Orhan Kılıç

Goethe-Institut'de 6 Mayıs 2006'da Peter Weiss'ın Direnmenin Estetiği - "Yüzyılın Romanı"na Yaklaşımlar başlıklı bir konferans gerçekleştirildi. Konferansta Direnmenin Estetiği'nin çevirmenleri Çağlar Tanyeri ve Turgay Kurultay'ın yanı sıra Peter Weiss'ın eşi Gunilla Palmstierna-Weiss, yazınbilimci ve Uluslararası Peter Weiss Derneği Başkanı Arnd Beise, yazınbilimci ve sanat tarihçisi Martin Viaolon, Direnmenin Estetiğine Güven: Karşılaştırmalı Edebiyat Bağlamında Peter Weiss ve Vedat Türkali adlı kitabın yazarı ve yazınbilimci Mediha Göbenli söz aldılar. Konferans sonunda ayrıca, sunumunu film küratörü Florian Wüst'ün yaptığı Peter Weiss üzerine bir film gösterimi yapıldı.

Konferansta ilk konuşmayı Peter Weiss'ın eşi Gunilla Palmstierna-Weiss yaptı. 1964 yılından ölümüne dek yazarla birlikte olan Palmstierna-Weiss, kısaca yazarın yaşamından ve sanatından bahsetti. Yazarın resimlerinin, filmlerinin ve Direnmenin Estetiği'nden önceki eserlerinin sanat yaşamında hangi aşamaları temsil ettiğinin üzerinde duran Palmstierna-Weiss, ayrıca, Direnmenin Estetiği'nin yazıldığı dönemin koşullarından da bahsetti. (devamı için)

Devamı »

22 Mayıs 2006

ROBİNSON KURU VE TAZE

Doğrusu, çevirmen Celal Öner'e daha önce kızgınlık duyduğum için pişmanım. Vedat Gülşen Üretürk'ün Ölü Canlar çevirisini yeniden çevirmekle ayıp bir şey yaptığını düşündüğüm için üzgünüm artık, çünkü safdillik yaptım: bunun çağdaş çeviri kuramları içinde kuşkusuz bir yeri var. Ben o yerin çalıntı, intihal gibi isimler aldığını düşünerek hata ettim doğrusu, Celal Öner kuşkusuz "yaratıcı çevirmen, yarı yazar" geleneğinin mükemmel bir öncüsü.

Yaptığım korkunç hatayı Celal Öner'in Akşit Göktürk'ün Robinson Crusoe çevirisinden yaptığı çeviriyi okuyunca anladım. Sayın Celal Öner muhteşem bir iş yapmış, Robinson Crusoe'yu Türkçe'deki tek tam çeviri olan Akşit Göktürk'ün 1968 tarihli çevirisindeki yanlış kelime seçimleri, iç içe geçmiş cümle kuruluşlarıyla okumaktan kurtarmış bizi; büyük, yoğun bir çaba harcayarak Akşit Göktürk'ün çevirisini günümüz okurlarına kazandırmış. Celal Öner'in Oliver Twist, Suç ve Ceza ve diğer klasik eser çevirilerini okuma fırsatı bulamadım, fakat eminim onlarda da kusursuz bir "yaratıcı çevirmen, yarı yazar" başarısı göstermiştir.

Fakat boynuz kulağı geçer derler, Celal Öner kendisinden daha usta "yaratıcı çevirmen, yarı yazar"ların da var olmasına hayret etmez eminim. Gerçekten de Robinson Crusoe çevirisinde Melike Kır adlı çevirmen Celal Öner'i aşmış, ondan daha yoğun bir çaba harcayarak günümüz okurlarına Akşit Göktürk'ün çevirisini aşan, çok daha okunaklı bir çeviri armağan etmiş: yazar Daniel Defoe'nin gereksiz yere uzattığı kısımları düzeltmiş, Türkçe'ye daha yakışır şekilde söylemiş, yazarın yapmayarak hata ettiği bölümlemeyi yapmış. Kendisini tebrik ediyorum, gerçekten de Akşit Göktürk'ün çevirisindeki kusurları görmemizi kesin olarak sağlamış "yaratıcı çevirmen, yarı yazar" Melike Kır.

Aşağıda alıntı yapılan kaynaklar sırasıyla şöyledir: çev. Akşit Göktürk, Robinson Crusoe, Kök Yayınlar, 1968.; çev. Celal Öner, Robinson Crusoe, Alkım Yayınevi, 2006; çev. Melike Kır, Robinson Crusoe, Şûle Yayınevi, 2. baskı, 2002.

(devamı için)

Ash Divan

Enis Batur'un şiirlerinin çevirilerinden oluşan bir derleme, Ash Divan (Kül Divan) adıyla 15 Mart 2006'da yayınlanmış. Kültür Bakanlığı TEDA projesinin desteğiyle, çeviribilimci Saliha Paker'in editörlüğünde gerçekleştirilen kitap, Enis Batur'un İngilizce olarak yayınlanan ilk eseri. Şiirlerin çevirileri Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi, yazar Clifford Endres, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Saliha Paker, Kadir Has Üniversitesi öğretim üyesi ve Türk Amerikan Çalışmaları Derneği (ASAT) başkan yardımcısı Selhan Savcigil-Endres ve Kadir Has Üniversitesi öğretim üyesi, şair Mel Kenne tarafından yapılmış.Sailha Paker ve Mel Kenne'in daha önce birlikte yaptıkları bir Latife Tekin çevirisi bulunuyor: Dear Shameless Death. Saliha Paker ile Clifford Endres'in çevirdiği Ağlayan Kadınlar Lahiti çok sayıda Türk şiiri çevirisinin yer aldığı Contemporary Turkish Literature sitesinde okunabilir.

Şiir Çevirisinde İntihal Olasılıkları

100 Temel Eser yayıncılığı sürecinde yaygınlaşan klasik romanların çevirisindeki intihaller üzerinde düşünürken, yine yaygın bir çeviri çalışması olan şiir çevirilerinde intihal yapılıp yapılmadığı sorusu takıldı aklıma. Şiir yazarken örtülü çeviri yoluyla yapılan intihallerle karşılaşabileceğimiz düşüncesini, Erdoğan Alkan somut karşılaştırmalı örneklerle, birçok kez dile getirmişti. Fakat bu çevirilerin intihali düşüncesini içermiyordu. Şair ve yazar (ilk bilimkurgu yazarlarından) Zühtü Bayar bir söyleşisinde şiir çevirilerinde tekrarlara dikat çekmiş:


Devamı »

"Kültürlerarası Bir Köprü: Çeviri"

Şûle Yayınları'nın yayınladığı KitapHaber adlı dergi, Nisan-Mayıs 2006 sayısında Kültürlerarası Bir Köprü: Çeviri başlığıyla bir dosya hazırlamış. Sahra Berk'in çeşitli dillerden dört çevirmene ilgi çekici sorular yönelttiği bu dosyada yer alan giriş metniyle, bazı soru ve yanıtlara Çeviribilim'de yer verdik:


KÜLTÜRLERARASI BİR KÖPRÜ: ÇEVİRİ / SAHRA BERK


"Başka bir iklimde, başka bir çağda doğan düşüncenin kendi toprağımızda dirilmesidir" diyor Cemil Meriç, çeviri­yi tarif ederken. Ve ekliyor; "Sanatların en zorudur." Telemak'tan bu yana, çevirinin bu ülkede neleri değiştirdiği­ni düşündüğümüzde, çevirinin gücü de, güçlüğü de orta­ya çıkıyor zaten. Konu, "düşüncenin dirilişi" olunca, me­selenin büyüklüğü de ortada. Buradan hareketle kitabın dünyasında çevirinin önemine işaret edecek bir "çeviri dosyası" hazırladık. Ve bu çerçevede, bu hassas fikir işçili­ğini tüm yönleriyle ele alabilmek için çevirinin emektarlanyla röportajlar yaptık. Felsefe çevirilerinden tanıdığımız Ahmet Aydoğan, İbn Battuta Seyahatnamesi gibi Arapça eserleri Türkçe'ye kazandıran Sait Aykut, Fransızca'dan felsefe kitapları çeviren Ayşe Meral ve çevirmenlerin sosyal hakları konusunda çalışmalar yapan çevirmen Bülent Do­ğan'la konuştuk.

Devamı »

12 Mayıs 2006

Petersburg Yazışmaları

Rus yazar Andrey Belıy'a ait Petersburg adlı romanın bana ait bir çevirisinin Everest Yayınları tarafından yayımlanmasından iki ay sonra, Dünya Kitap dergisinde, bu romanın Kayhan Yükseler tarafından çevrilmekte olduğu haberi çıkmıştı. Bu haberde romanın ilk çevirisinin bir süre önce yayınlanmış olduğu belirtilmemişti. Doğrusu, üzüldüm ve romanın çevrilmiş olduğunu, nasıl çevrilmiş olduğunu dile getiren bir yazı yazdım, Dünya Kitap'ta yayınlandı. Ardından, 7 Mayıs akşamı Nartlar: Asetin Halk Destanı ve Bir Yazarın Günlüğü'nün ilk tam çevirisi gibi önemli çevirilerin sahibi olan Kayhan Yükseler'den beni çok sevindiren, birçok şeye karşı umudumu yeşerten bir mektup aldım, kendisiyle yazıştık. Kayhan Yükseler'in çevirmenlerin birbirinin emeğine saygı duymasının, inceliğinin ve dayanışmasının mükemmel ve zarif birer örneği olan, Petersburg romanına dair karşılıklı hikayelerimizi içeren bu mektuplarını, kendisinin de izniyle, kendi mektuplarımla birlikte yayınlıyorum. Kendisine tekrar inceliği için sonsuz teşekkür ederim. - Sabri Gürses. (yazının devamı için)

Zevkin Eleştirisi

Şair Ali Günvar, 1983 yılında, Yazko Çeviri'de Galvano della Volpe adlı bir İtalyan düşünürü ve onun Critica del Dusto (Zevkin Eleştirisi) adlı yapıtını konu etmiş. Bu yazı şu satırlarla başlıyor:


"Bazı eserler vardır ki, dünya bunların varlıklarını ve önemlerinin derecesini kavrayabilmek için zamanın geçmesini beklemek zorundadır. Zira bunlar çağın ve koşulların oldukça ötesinde kafa yapılarının ürettiği şeylerdir.

Devamı »

Çevirmenin Mirası

Sabri Gürses

...Kulağa hâlâ garip geliyor olabilir bunlar. Belki abartılıdır. Fakat akla gelen ilk önerilerden biri bu. Çünkü çevirmenin mirasının tanımlanması ve korunması; bunun yayınevleri arasındaki sözleşmelerin hakimiyetinden çıkartılıp, daha estetik ve eleştirel ölçütlerle ele alınması, kültürün içine katılması gerekiyor. Daha işlerlik sahibi öneriler de olmalı; fakat her koşulda çevirmenin çalışmasını hem miras olarak bırakabilmesini, hem daha ciddiye aldırmasını sağlayacak bir ortam yaratılmalı. Çevirinin ülkemizde korunmasız bir şekilde durması, insana şehirlerimizde sürekli karşılaşıp hızla bellekten sildiğimiz tarihi yapıları hatırlatıyor: çeşmeler, köprüler, binalar, camiler, evler.. hepsi onarım ve bakım istiyor, eşsiz üslupları toz, yağmur, kar, çamur altında siliniyor. Sürekli büyük onarımlar ve yatırımlar gerektiği söylenerek, bir hayırseverin ilgisine terk ediliyorlar. Sahipleri, devlet kurumları olsa bile onları korumuyor. İşte bir sahafa girdiğiniz zaman, hatta bir kitapçıya girdiğiniz zaman karşılaştığınız manzara da budur: vaktiyle bir çevirmenin kimbilir hangi hikayelerle, emeklerle çevirdiği bir kitap kaybolup gitmiştir korunmasız kalarak ve izini sürseniz, birilerinin o çeviriyi, ufak tefek değişikliklerle yeniden yayınladığını görürsünüz; intihaller, yani çalıntılar yapılmıştır. Aynı şekilde, iki yıl önce bir çevirmenin binbir emekle çevirdiği bir kitap ortadan kaybolmuş, aynı kitaba ait bir başka çevirmenin yaptığı yeni bir çeviri almıştır yerini: fark etmezsiniz bile. Çevirmenin mirası yoktur, tıpkı sonradan vakıflara devredilmiş tarihi binalar gibi durur eseri bir yerde, ahşaptır büyük olasılıkla, uzun yıllar bir devlet okulunun hizmetine sunulmuş, sayısız öğrencinin şenlikle girip çıktığı bir bina olmuştur, sonra bir akşam yanından geçerken bir bakarsınız bir önceki gece bilinmeyen birileri yakıp kül etmiştir binayı, yakanları bulamazlar, ama birkaç gün geçmeden orası otopark olur. Kimbilir, belki sizin de arabanız vardır, park edersiniz... (yazının tamamı için)

Cumhuriyet Dönemi Öncesinde Rus Edebiyatından Türkçeye Yapılan Çeviriler

(İstanbul Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. Türkân Olcay'ın bu çalışması, ilk olarak Ukrayna Harkov Ulusal "V.N.Karazin" Üniversitesi ile Filolojik Ekolünün 200. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde 2 Ekim 2003 tarihinde, Russkaya literatura v Turtsii ("Rus Edebiyatı Türkiye'de") başlığıyla sunulmuş, daha sonra Littera dergisi, sayı 18'de genişletilmiş ve yeni bulgular eklenmiş olarak Cumhuriyet Dönemi Öncesi Rus Edebiyatından Türkçeye Yapılan Çeviriler Üzerine adıyla yayınlanmıştır. Çeviribilim'de yazarının izniyle yayınlanmaktadır.)

Devamı »

01 Mayıs 2006

GOGOL: GERÇEKTEN ÖLÜ CANLAR

Gogol'ün, Ölü Canlar adlı kitabı, Alkım Yayınevi'nin Sabah gazetesiyle yaptığı ortaklık sonucunda, 2 YTL karşılığı promosyon olarak gazeteyle birlikte dağıtıldı. 30 Nisan 2006 günü bu kitabı satın aldım. Okumaya başladım. Daha ilk sayfayı, aşağıdaki satırları okurken daha önce okumuş olduğum hissine kapıldım:




gogol celal oner.jpg "Bir il merkezi otelciğinin avlu kapısı, oldukça güzel, küçücük yaylı bir arabaya, bekârların, komutanların ve emekliye ayrılmış yüzbaşıların, yüz canlı çift-çubuk sahiplerinin, uzun sözün kısası orta halli bütün insanların kullandıkları arabalardan birine açıldı. Araba ne güzel, ne çirkin, ne şişman, ne zayıf, ne genç, ne de yaşlı bir bay tarafından kiralanmıştı. Onun kente gelişi kimsenin umurunda olmadı; sadece, otelciğin karşısındaki bir içkievinin kapısı önünde duran, halktan iki adam, yolcudan çok araba üzerine biraz konuştular.
«Şu tekerleğe baksana sen,» dedi biri, «gerekirse acaba Moskova'ya kadar gider mi?»
«Hem de nasıl gider,» dedi diğeri.
«Ama, kuşkusuz, Kazan'a kadar gidemez.»
«Yok canım, olmaz bu kadarı, olmaz.»

Devamı »

Enis Batur ve Çeviri

Enis Batur, özellikle 90'lı yıllar için çok ilginç bir yaratıcı rolü görmüş bir şair, denemeci, editör. Çevirinin önemine kendi uygulamasıyla değil, fakat yazıları ve yayıncılığıyla dikkat çekti: dergi ve yayınevi çalışmalarında, öncelikle Fransızcadan çok sayıda ismin Türkçeye ilk kez kazandırılmasına önayak oldu.

Şiir çevirisinin öneminin altını çizdiği en temel yazılardan biri,

Devamı »

Tarihsel Süreç İçinde Çeviri Bölümleri, "Studies in English"

Prof Dr. Nilüfer Tapan, Okan Üniversitesi Çeviribilim Seminerleri çerçevesinde Tarihsel Süreç İçinde Çeviri Bölümleri başlıklı bir konuşma yapacak. 2 Mayıs 2006, Salı günü gerçekleşecek olan bu toplantıya katılım serbest.


24-26 Nisan 2006 tarihinde de, Boğaziçi Üniversitesi'nde de "Studies in English" başlığını taşıyan bir konferans düzenlendi. İngiliz Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Derneği IDEA'nın Boğaziçi Üniversitesi'yle ortak düzenlediği bu 1. IDEA Konferansı, Türkiye ve dünyadan çeşitli akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşti. Çevirinin de ağırlıklı olarak konu edildiği bu toplantıda sunulan çalışmaların bazıları çeviribilimcilerin çalışmalarıydı:

Devamı »

Çeviribilim dergisi, güncel yayınını www.ceviribilim.com adresinde yapmaktadır.

Petersburg, Andrey Belıy
LJeviren: Sabri Gürses

" Öyküsü, Ekim Devrimi öncesi Rusya'nın, 1900 başlarındaki Petersburg'unda geçen roman, bir bakıma her şeyle, devrimle de karşı-devrimle de, devrimciyle de karşı-devrimciyle de, 'katil'le de 'maktul'le de dalga geçiyor.

" Fakat hepsinden önce de, resmî, kanıksanmış, alışılmış, basmakalıp olanın üstündeki örtüyü, hastalanmış bir deriyi acımasızca koparır gibi çekip çıkarıyor... Ne kadar zavallı, ne kadar cılk bir yara gibi görünürse görünsün, altta gizlenen 'insanî'liği gösteriyor.

" Dilimize başarıyla çevrildiğini düşündüğüm Petersburg'u okumaya hazırlanan edebiyatseverleri, canlı, düşündürücü, öğretici ve yoğun bir okuma sürecinin beklediğinde kuşku yok..." Ataol Behramoğlu, Radikal Kitap

< <
Powered by Inttranews, specialized multilingual news service for interpreters, translators and 

linguists

peter