Çeviribilim

29 Kasım 2005

ÇEFOR (8-9 Aralık 2005)

8-9 Aralık 2005 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü, Mütercim Tercümanlık Anabilim Dalları'nın düzenlediği bir forum gerçekleşiyor. ÇEFOR adı verilen forumun konusu: Meslekleşme, Uzmanlaşma, Örgütlenme Sorunları. İki gün boyunca çevirmenleri bünyesine alan çeşitli meslek örgütü temsilcileri, simültane çevirmenler, dublaj çevirmenleri, teknik çevirmenler, kitap çevirmenleri, çeviri hizmeti veren kurum temsilcileri ve hukuk uzmanları çevirmenliğin meslekleşme ve mesleki kurumlarda örgütlenme sorunları üzerine konuşup tartışacak. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nin yanında yer alan Kuyucu Murat Paşa Medresesi'nde yapılacak olan bu foruma katılım serbest ve bütün çevirmenler, çeviribilimciler davetli. ÇEVİRMENLER FORUMU: MESLEKLEŞME, UZMANLAŞMA, ÖRGÜTLENME SORUNLARI 8 ARALIK 2005, PERŞEMBE AÇILIŞ 9.30 Prof. Dr. Korkut Tuna İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe Dilek Erbora İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölüm Başkanı I.OTURUM 10.00–11.00 MESLEKİ ÖRGÜTLENME GİRİŞİMLERİ I Oturum Başkanı: Prof. Dr. Turgay Kurultay Alpay Kabacalı (Besam), Metin Celal Zeynioğlu (Edisam), Hasan Anamur (Çeviri Derneği) Türkiye Yazarlar Sendikası II. OTURUM 11.15–12.15 MESLEKİ ÖRGÜTLENME GİRİŞİMLERİ II Oturum Başkanı: Doç.Dr. Alev Bulut Yiğit Bener (Birleşik Konferans Tercümanları Derneği), Feryal Halatçı (Kitap Çevirmenleri Girişimi) Hakan Paşalı (Dublaj ve Alt Yazı Çevirmenleri Girişimi) III. OTURUM 13.30–14.30 MESLEKİ ÖRGÜTLENMENİN HUKUKSAL BOYUTU Oturum Başkanı: Yrd. Doç.Dr. Mine Yazıcı Doç.Dr. Aslan Kaya (İ.Ü. Hukuk Fakültesi), Turgut Ağar (Avukat, Hukuk Çevirmeni), Av. Sabri Kuşkonmaz (BESAM) GENEL DEĞERLENDİRME 15.00–16.00 9 ARALIK 2005, CUMA I.OTURUM 9.30–10.30 TEKNİK ÇEVİRMENLER Oturum Başkanı: Doç.Dr. Sakine Eruz Faruk Atabeyli, Erkan Altınsoy, Elif Daldeniz II. OTURUM 11.15–12.15 KİTAP ÇEVİRMENLERİ Oturum Başkanı: Yrd. Doç.Dr. Necdet Neydim Nihal Yeğinobalı, Ülker İnce, Tahsin Yücel, Rafael Carpintero Ortega, Sevgi Tamgüç III. OTURUM 13.15–14.15 SÖZLÜ ÇEVİRMENLER-DUBLAJ VE ALT YAZI ÇEVİRMENLERİ Oturum Başkanı: Doç.Dr.Emel Ergun Aymil Doğan (Konferans Çevirmenliği), Dilek Dizdar (Toplum Çevirmenliği), Aslı Takanay (Film Çevirisi) IV. OTURUM 15.00–16.00 ÇEVİRİ HİZMETİ VEREN KURUMLARIN TEMSİLCİLERİ Oturum Başkanı: Dr.Çağlar Tanyeri Osman Kaya (Universal Dil Hizmetleri), Okşan Atasoy (Tercüme Konseyi), Yavuz Yener (Eylül Çeviri Bürosu), Yayıncılar Birliği GENEL DEĞERLENDİRME 16.30–17.30 Yer: İ.Ü. Kuyucu Murat Paşa Medresesi (Güzel Sanatlar Bölümü) Vezneciler, Fen Fakültesi girişi yanı

25 Kasım 2005

Çevirmenin Mülkiyeti

Sabri Gürses Vedat Gülşen Üretürk'ün 1968 yılında yaptığı Proudhon çevirisi, çeviri tarihinde çok özgün bir yere sahip olmaya aday bir çeviri. Kitap, dönemin önemli yayınevlerinden olan Ararat Yayınevi'nden çıkmış. Üretürk, kitaba bir önsöz bir de sonsöz yazmış. Kitabın arka kapağında bu ilk Proudhon çevirisi için şöyle söyleniyor: "1840'ta basılan bir yapıtın çok geç kalmış bir çevirisi." Önsöz'de hâlâ güncelliğini koruyan iki soruna değinilmiş: "Çeviride hiçbir atlama yapmadık. Yalnız, yürürlükteki kitap adını kısaltma anlayışı yüzünden, adını kısalttık." Önsöz'ün ardından yine çeviri bir yaşam öyküsü, 1965 yılına dek Proudhon üzerine incelemeler listesi ve bir giriş yazısı var. Metinde metne ait notlar sayfa altına konmuş, çevirmen notları ayrıca belirtilerek kitabın sonuna yerleştirilmiş. Bu notlar arasında ilginç, hatta radikal sayılabilecek olanlar var. Sözgelimi, Giriş'in 6 nolu çevirmen notunda şöyle deniyor: "(Öte yandan... açıkça görünmüyor) tümcesinin çevirisinde, Ord. Prof. Dr. Cabir Hamdi Sepen'in yardımını gördük." Önsöz, 2 nolu notta: "Burayı çevirirken, bizdeki akademinin, aradan şu kadar zaman geçmekle birlikte, hiç de böylesi konuyu iş edinmediğini düşündük." Ayrıca, Augustin, Nadir, Antipot, Reid gibi terim ve isimler açıklanırkan, bazı terim ve isimler için farklı açıklamalar yapılmış. 2. Bölüm, 1 nolu not: "Duranton. Okuyucu bulabilir." 2 nolu not: "Daha önce açıklandı." 8 nolu not: "Sine qua non - Okuyucuya bırakılmıştır."

23 Kasım 2005

Kulaklık Olarak Takılan Çevirgeçlere Az Kaldı!

Amerikalı Defense Advanced Research Projects Agency, DARPA (Gelişmiş Savunma Araştırma Projeleri Ajansı) TranTac adlı bir aygıt geliştirdi. Irak savaşında kullanılan bu aygıt, karşılıklı Arapça ve İngilizce konuşmaları basitleştirerek de olsa, çevirebiliyor. Bu aygıt daha önce SRI'nın geliştirmiş olduğu Phraselator adlı, cümle çevirisi yapan aygıtın daha gelişkin bir örneği. Bu aygıtlar sayesinde hem çevirmenlerin savaş alanındaki güvenliği daha fazla sağlanabiliyor, hem de yerel halktan birinden yardım almanın riskli olduğu acil durumlar aşılabiliyor. Resimde, Phraselator kullanan bir asker ve yerli çocuklar. (kaynak: Slashdot)

Rusça Çeviri Canlılığı

Sabri Gürses Ünlü türkolog Svetlana Uturgauri, Zeynep Oral'ın Harran üzerine yazılarından birini Харран – сердце моё! (Harran - kalbim!) adıyla Восточная коллекция (Doğu Koleksiyonu) dergisinin No 3/2005 sayısı için çevirmiş, yorumlamış. Svetlana Uturgauri Türkiye'de Türk yazarları üzerine yaptığı incelemeleriyle tanınıyor. Uturgauri, bu konuyla bağlantılı olarak 29 Kasım'da İstanbul'da, Kutsal Topraklar - Harran başlıklı bir konuşma yapacak. Diğer yandan, Prof. Dmitri Vasiliyev 3.5 yıldır 9 kişilik bir ekiple üzerinde çalışmakta olduğu Речь/Nutuk çevirisini tamamlamış. Bu arada, Etkin Yayınevi Jules Verne'den Galileo'ya, İbni Sina'dan Darwin'e dek birçok ünlüye yer verdiği yaşamöyküsü dizisinin neredeyse tamamını Rusçadan çevirilerle oluşturmuş. Resimli ve temiz baskılı bu kitaplarda, Rusçadan çeviri yapıldığı da belirtiliyor.

22 Kasım 2005

Çevirmen Türlü Yerden Çevrilirken

Sabri Gürses / Eray Canberk Çevirmen hayatının güçlükleri sonsuz. Emeğinin bir hayalet emeği sayılması, editöründen okuruna sayısız muhatabının ona saygısızlık edebilmesi bir yana, hayatta kalabilmek için iki ucu boşlukta bir ipte sirk gösterisi yapmak zorunda. Önceleri hikaye olarak dinlerdim: yayınevlerinden çek alan çevirmenler, seneti zar zor alabilen çevirmenler, parası hiç ödenmeyen ya da eksik verilen , ya da çevirisi 1000 denip 10000 basılan çevirmenler... Artık bu hikayelerin hakikatini yaşıyorum. O zaman, masaya ayaklarını uzatmış konuşan editörleri, muhasebeden saatlerce gelmeyen ödemeleri, türlü garabeti unutmak için aşağıdaki yazıyı dönüp dönüp okuyorum, sağolsun incelikli yazmış Eray Canberk. (Üretürk'ün Proudhon'un Mülkiyet Hırsızlıktır'ının (1969) çevirmeni olduğunu da unutmamak gerek. Bugünlerde bir yayınevi yeniden basmış bu kitabı, acaba Üretürk'ün varisleri kitaba bir önsöz yazmış mıdır?)

Bir Çevirmenin Ölümü Vedat Üretürk'ün hastalığını da, ölümünü de ortak dostumuz, sanatsever ye sanatçı dostu İlker Akçay'dan duyduk, önce hastalandığını işitmiştik. Şiddetli bir soğuk algınlığıydı belki... Geçen Eylülün sonlarına doğru İlhami Bekir hocamızı görmeye gittiğimiz bir akşam üstü de Üretürk'ün 11 Eylülde öldüğünü öğrendik. Sessiz ve dağdağasız bir ölüm; tıpkı yaşantısı gibi.

Vedat Üretürk adına ilk kez bir Sartre çevirisinde rastladım. Bu kitap Sartre'ın Duvar’ıydı.* Daha sonra Ataç Kitabevi yayınlarının Cağaloğlu'ndaki yönetim yerinde kendisiyle tanıştım. Yıl ya 1960 ya da 1961'di. Az konuşan biri olduğu için başlangıçta bir yakınlığımız olmadı. Yine Ataç Kitabevi'nin yönetim yerinde sıcak bir yaz günü Afşar Timuçin'le birlikte Yelken dergisi için ortaklaşa bir yazı hazırlarken Vedat Üretürk geldi. Kısa bir hoşbeşten sonra biz yazıya daldık, Üretürk de bitmez tükenmez Birinci’lerini içmeye başladı. Az sonra yine sessizce gitti. Çok geçmeden, Yelken dergisinde yayımlanması için Timuçin'e bir yazı getirmiş. Bizim ortak çalışmamızdan esinlenerek yazdığı ve "Ben Buralı Değilim" başlığını taşıyan bu denemesi bizim "Aramak" başlıklı denememizle birlikte Yelken dergisinde yayımlandı (Sayı 68 Ekim 1962). Bu olay yakınlaşmamıza neden oldu. Karşılaştıkça daha uzun konuşmaya başladık. Elinde şişkin çantası, durmadan terleyerek gelir, bir yayınevinde, Cağaloğlu'nda bir kahvede, zaman zaman da Beyazıt'taki Çınaraltı'nda bizi bulurdu. 1970'li yıllarda rastlaşmalarımız ve buluşmalarımız sıklaştı. Soğuk bir kış akşamı Sirkeci-Kadıköy vapurunda ilk kez uzun uzun kendi yaşantısından söz ettiğini anımsıyorum. Ama yine benim soru yağmurum altında... Yoksa çok konuşmazdı... Babasının göçmen olduğunu, lise ve fakülte yıllarını, çeviri tutkusunu, ev ve aile yaşantısını, sıkıntılarını, özlemlerini, beklentilerini, kırgınlık ve gizli kızgınlıklarını yavaş yavaş öğrendim. Dostluğumuz ilerledikçe içmeyi değil içkiyi sevdiğini sezdim. "Medar-ı maişet" motorunu yürütmek için girdiği işte nasıl yıllandığına, emekli olunca başını sokacak bir barınak elde edebilmek için nasıl sıkıldığına tanık oldum. Üsküdar'daki salaş meyhaneleri severdi. Çok istemesine ve benim de çok istememe karşın ancak bir kez o meyhanelerden birine birlikte gittik. Son yıllarda Kadıköy'de oturduğu için daha sık görüşmeye başladık. Sigara darlığı olduğu günlerde birbirimize Birinci sigarası aradık. Birinci'nin nerelerde satıldığını keşfe çıktık. Birbirimize Fransızca kitaplar, sözlükler salık yerdik. Dertleştik, içki içtik, kahvede oturduk. Ama ne yazık ki ölümünden sonra, bütün bu yakınlığımıza karşılık Vedat Üretürk'le ilgili pek bir şey bilmediğimi anlayıverdim. Doğum tarihi, okuduğu okullar, çalıştığı yerler, yaptığı çeviriler, yazdığı yazılar, elindeki çalışmaları... Bütün bunları açık seçik bilemiyordum. Günlük yaşayışın akışı içinde birbirimize yakın olmuştuk ama, bilmem gerekeni öğrenememiştjm. Yaşamın bazı yanlarını ancak Papirüsteki "Emekli Günlüğü" başlığını taşıyan güncesinden (Döner Seçki Dizisi 2 Mart 1981) ve Cemal Süreya'nın Milliyet Sanat’ta “Ölenler Kalanlar” başlıklı yazısından öğrendim (Yeni Dizi 33, 1 Ekim 1981).

Vedat Üretürk çeviriyi uğraş edinmiş, dert edinmiş bir çevirmendi. Bir çeviri emekçisiydi. Bu emeğinin ürünlerinden birini de geçen ilkbaharda bana getirmişti. Daha çevirinin üzerinde konuşmamıza fırsat kalmadan aramızdan ayrıldı. 1960'dan sonraki çevirilerinde adına Gülşen adını da eklemişti. Gülşen, sanıyorum eşinin adıydı. Bu incelikli davranışı yapacak kadar da sevecenlik doluydu. Ama duygularını belli etmezdi. Şaka yapmaktan çekinir, yanlış anlaşılmak istemezdi. Üsküdar'dan benim için birlikte aldığımız ebrular çok hoşuna gitmişti. Zaman zaman "Ebruları ne yaptın?" diye sorardı. Bu soruyu bile kendine çok gördüğünü, karşısındakini rahatsız ettiği sanısına kapıldığını sezinlemişimdir.

Türk yazınına yirmi yıldan fazla hizmet etmiş bir çevirmeni ve bir yazarı ancak böyle duygusal bir yazıyla anmak acı bir olay olsa gerek. Enerji ve yakıt tasarrufunun yanı sıra insan tasarrufuna da önem vermemiz yerinde olur bence. Böylece zor elde ettiğimiz değerleri kolayca harcamamaya alışırız belki. Eray Canberk, Sanat Olayı, Kasım 1981.

* İlginç bir şekilde, Canberk, Üretürk'ün çevirdiği Duvar'ı (1959), 1967 yılında Gizlilik olarak çevirmiş. Ayşenaz Koş 2004 yüksek lisans tezinde bundan bahsediyor. (Sabri Gürses)

20 Kasım 2005

Da Vinci Şifresi: Çözülmüş, Kırılmış ve Çökmüş!

Oktay Ertan Dan Brown'un kaleme aldığı uluslararası çoksatan "Da Vinci Şifresi" , Altın Kitaplar'dan Petek Demir'in çevirisiyle, Ağustos 2003'te basıldı. Çıktığı ilk günden bu yana basında geniş yer bulan kitap, satış rekorları kırdı ve üzerinde birçok tartışma yapıldı. Tartışmalar süredursun, arada geçen zamanda bazı yayınevleri eleştiri kitaplarının çevirileriyle meşgul oldular ve okuyucu, şifrenin "çözülmesine" , "kırılmasına" ve "çöküşüne" tanık oldu. Kurmaca bir metne ne kadar sert ve bilimsel cevaplar verilmesinin uygun olacağı elbette ki ayrı bir tartışma konusudur. Burada asıl ilginç olan nokta bu kadar fazla sayıdaki araştırma-eleştiri kitabının çok kısa bir süre içinde peşpeşe yayınlanmış olmasıdır. Ulaşabildiğim kadarıyla ilk eleştiri-araştırma-yanıt kitabı "Da Vinci Aldatmacası" , Temmuz 2004'te çıkıyor. Bunu Şubat 2005'te "Da Vinci Şifresi'nin Çözülmesi" , aynı ay "Da Vinci Çözümü" , Nisan'da "Da Vinci Şifresi'nin Çöküşü" , Mayıs'ta "Da Vinci Şifresi Kurmacası" ve "Da Vinci Şifresi'nin Çözümü" isimli kitaplar izliyor. Son olarak, Eylül ayında "Da Vinci Şifresi'nin Kırılması" çıktı. Yayınevleri, tartışmaların sona ermesine kolay kolay izin vermeyecek gibi görünüyorlar.

13 Kasım 2005

İran Yapımı Bir Çizgi Film

Oktay Ertan İran'da devlet televizyonunda gösterilen bir çizgi film politik tartışmalara neden oldu. Filmde Filistinli bir çocuğun intihar komandosu olarak İsrail askerlerinden ailesinin intikamını alması anlatılıyor. Konuyla ilgili olarak İran Devlet Başkanı Mahmut Ahmedinecat eleştirilerin odağı oldu. Ahmedinecat'ın İsrail karşıtı görüşleri öteden beri bilinmekte. Ancak bu eleştirilere karşı İran'dan gelen cevap, tartışmanın sadece politik boyutta kalmayacağını gösteriyor, çünkü İranlı bir yetkili sadece en çok tepki toplayan bölümün çevrildiğini, geri kalan büyük çoğunluğunun ise hiç çevrilmediğini savunuyor. Bu da konunun çeviri seçimi ve metin bağlamı kavramları bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini gösterebilir. Buna karşın, Memri, yani Ortadoğu Medya Araştırma Enstitüsü'nün çevirisini yaparak İran ve Ortadoğu dışındaki dünyaya bildirdiği bir olay bu. Daha 10 kadar film olduğunu ve onları da çevirdiklerini söylüyor oradan bir yetkili.

Öküz Arabasını Satan Derviş

Oktay Ertan Son zamanlarda en çok satan kitaplardan biri Robin S. Sharma'nın Goa Yayınlarından Osman Özkan'ın çevirisiyle çıkan "Ferrari'sini Satan Bilge" isimli kitabıdır. Yazar okuyucularına yaşamı ve olayları algılamak üzerine bir rehber sunmayı vaadetmiş ve çeşitli ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de yüksek satış rakamlarına ulaşmıştır. Yazar, kitabında "bilge"liğe ulaşan karakterin kendisi olduğunu söylüyor. Robin S. Sharma bir ara ülkemize gelmiş ve bir "ruhsal gelişim merkezi"nde konferans vermiştir. Kitabın popülerlik kazanmasından ve basında geniş yer bulmasından sonra Akis Yayınlarından Paşazade Cemil imzasıyla ilginç bir kitap çıktı: "Öküz Arabasını Satan Derviş" Başlığından ve kapağından açıkça anlaşılacağı üzere "Derviş", "Bilge"yi örnek alıyor. Öyküler birbirine benzemekle birlikte "Derviş"in öyküsü "Bilge"ninkinden daha abartılı. Kapaktaki dokundurma eğlenceli olmuş doğrusu.

Benim Hüzünlü Orospularım

Oktay Ertan Gabriel Garcia Marquez'in Can Yayınları'ndan İnci Kut'un çevirisiyle çıkan son romanı "Memoria de mis Putas Tristes", Türkçe başlığı ile dikkat çekiyor. Kavramların yumuşatılarak çevrilmesine alıştığımız popüler romanlarda, özellikle de başlıktaki "orospu" sözcüğünün, "fahişe" ile karşılaştırınca, ilginç bir seçim olduğunu düşünüyorum. Kitabın İspanyolcası yeni çıktığında ve henüz Türkçe'ye çevrilmediğinde, çeşitli haber kaynaklarında farklı isimlerle yer almıştı: Melankolik Fahişelerin Anıları, Benim Hüzünlü Fahişelerim, Melankolik Fahişelerimin Anıları. Kanımca bu başlık ilkine göre daha az çarpıcı, ancak kavramın yumuşatılarak çevrilmesi eğilimi hemen göze çarpıyor.

12 Kasım 2005

Çevirmen Dipsiz Kuyuda

Sabri Gürses 12 Ağustos 2005'te Çin Savunma Bakanı'na ait bir konuşma internette yayınlanmış ve siteden siteye sıçrayarak birçok yoruma konu olmuş. Konuşma çok şaşırtıcı, ürkütücü, garip bir içeriğe sahip: Çin'in Amerika'yı işgal etmek zorunda olduğundan, bu işgali yaparken altyapıya zarar vermeyip sadece canlıları ortadan kaldıracak savaş yöntemlerine başvuracak olduğundan bahsediyor. Çin ve genel olarak Asya, ancak dillerini bilenlerin aralayabildiği bir kapalı kutu olduğundan konuşma özellikle ilginç, çünkü bu metnin gerçekliğini kanıtlayabilecek tek şey bunun kim tarafından çevrildiği, bir özgün metninin bulunması ve çevirinin nasıl yapıldığı. Metni veren ilk kaynak bunun "verbatim" bir çeviri olduğundan bahsediyor, bu da çok açıklayıcı değil, yani Verbatim adlı bir şirketin çevirisi mi, yoksa "kelimesi kelimesine" bir çeviri mi? Ayrıca çevirmen adı yok. Aynı şey, 11 Kasım'da Orhan Pamuk'un Fransa ödülünü alması sırasında sözkonusu oldu. Önce bir haber sitesi Pamuk'un yerli yayıncısının basın bültenine dayanarak verdi haberi, alınan ödülün çeviri kitap ödülü olduğunu belirtti, ama çevirmenin adını anmadı. Bir başka gazetede haber, çeviri olgusu hiç belirtilmeden yer aldı. Oysa açıkça sözkonusu olan şey, Fransızcaya çevrilmiş bir kitaba ödül verilmiş olmasıydı. Bunun bize has bir unutkanlık olduğunu savlamak da temelsiz olacak, çünkü Fransız haber kaynaklarında da çevirmen adı unutulabiliyor. Ama Pamuk'un ödül alan Neige (Kar) çevirisini kimin yaptığını bulmak, özel bir sevinç yaratabilir: bu çevirmen Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü'nden Jean-François Pérouse. Dolayısıyla bu çeviri Türkiye üzerine araştırmalar yapan birinin çalışması olarak, Pamuk'un daha önceki Fransızca çevirmeni olan Münevver Andaç'ın çevirileriyle strateji açısından karşılaştırılabilir nitelikte. Kim çevirdi? Gitgide içiçe geçen, fraktallaşan bu haber dünyasında bu her şeyin en temel sorusu gibi. Çin savunma bakanının konuşmasını kim çevirdi? Orhan Pamuk'un kitabını kim çevirdi? Sahi, Yeni Hayat'ı Fransızcaya Orhan Pamuk kendisi mi çevirdi?

Kavramlar Değiştikçe Özgürleşiyor Mu?

Evet :) 14-15 Kasım 2005 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi'nde oldukça ilginç bir başlık altında bir çeviribilim konferansı gerçekleştirilecek. Türkiye'nin gitgide çeviri aracılığıyla düşünen, eğlenen, geleceği tasarlayan bir ülke haline gelmesiyle birlikte kavramların çevrilmesi ya da çevrilmemesinin büyük önem taşıdığı kuşkusuz. Gözlediğim kadarıyla, eskiden batı dillerindeki okunuşuyla çevrilen bir çok kavrama, yeni kuşak çevirmenler, eski türkçe, osmanlıca karşılık bulmaya çalışıyorlar. Bu kendine özgü yerlilik arzusunu değerlendirmeden önce, kökenlerini saptamak gerekiyor. Bu konferansın bu açıdan da önemli olacağını sanıyorum, çünkü bildiğim kadarıyla Boğaziçi Üniversitesi eski mütercim-tercümanlık yeni çeviribilim bölümü, "çeviri," "nazire" ve "tercüme" gibi kavramlar arasında özel bir gerilim olduğunu düşüncesini bir tür paradigma olarak öne sürüyor (Bunun için özellikle bkz. Translations: (re) Shaping of Literature and Culture.) Konferans uzun süre önce duyurulmuştu, fakat çok sevdiğim Zargan internet sözlüğünde tanıtımını görmek, onun da destekleyiciler arasında yer aldığını görmek beni özellikle sevindirdi. Üstelik ilginç bir şekilde, bu konferansın konusuna mükemmel bir örnek oluşturabilecek bir kitap tanıtımıyla eşzamanlı yer alıyor bu tanıtım: Peter Singer'ın Animal Liberation adlı kitabı Hayvan Özgürleşmesi adıyla çevrilmiş. Liberation'ın özgürleşme olarak çevrilmesi özel bir karar olsa gerek, yayınevi herhalde Hayvan Kurtuluşu ya da Hayvanların Kurtuluşu, hatta Hayvan Özgürlüğü ya da Hayvanların Özgürlüğü demenin doğru olmadığını, buradaki fikri yeterince aktarmadığını düşünmüş olsa gerek. Hayvanlar özgür olabilir, ama özgürleşebilirler mi? Emin değilim, ama kavramlar özgürleşiyor sanki. (Sabri Gürses)

Hitler'in Kavgası (mı?)

Oktay Ertan Adolf Hitler'in "Mein Kampf" isimli kitabı Almanya'da yasak. Image Hosted by ImageShack.us Ülkemizde aralıklarla gündeme geliyor ve satışının artması politik gelişmelerle ilişkilendirilebiliyor. Image Hosted by ImageShack.us Şimdiye kadar 11 çevirisine rastladım. Image Hosted by ImageShack.us Çevirilerin çoğunun 2005 yılında basılmış olması bu sayının artabileceğini gösteriyor. Image Hosted by ImageShack.us "Kavga" politik boyutu çoktan aşmış görünüyor.

03 Kasım 2005

Çilekli Bayramlar

Sabri Gürses Bir paketten yola çıkarak kronik çeviri sorunları saptanabilir mi? Neden olmasın. Deliziya Gıda Mamulleri Ltd. Şti.'nin ithal ettiği mısır gevreklerinin paketi iyi bir örnek olabilir. Paketin, alıcıya doğrudan görünen iki büyük yüzeyinde her şey var: Alman üretici almanca tanıtım sözlerinin ortasına "Flakes&Fruit" yazmış, "Erdbeer" ve "Cornflakes" de birbirlerinin çevirileri olarak yer alıyor. Tadı hiç de fena olmayan bu mısır gevreği, Türkiye'ye geldiğinde buna eklenen tek şey, baskıda kolaylık olsun diye seçilen beyaz bölgeye yazılmış tuhaf bir yazı: "Çilekli Cornflakes." Paketin yan tarafında yer alan içeriklerin, türkçe de dahil 14 dile çevrilmiş olmasına bakılırsa, Avrupa ve Balkanlara dağıtılıyor bu mısır gevreği. Açılmak üzere hazırlanmış üst kısmında yine 14 dilin arasında türkçe olarak "imalattarihi:son kullanma tarihi" yazıyor. Yine aynı kısımda 13 dilde "serin bir yerde saklayınız" yazarken türkçe olarak böyle bir yazı yok. Son olarak, paketin, gevreği ithal eden ülkeler ve temsilciliklerin açık adreslerinin yer aldığı yan tarafında türkiye'deki firmanın adı ve adresi türkçe olarak yazılmış, fakat diğer dillerde çevirisi bulunan "Almanya'da yapılmıştır" yazısının türkçe çevirisi yok. Önce, bu paketteki çeviri sorununu türkçeye yetersiz çeviri yapılması, (ingilizce yazılarla) gevreğin Amerika kökenine ve (almanca yazılarla da) Avrupa kökenine yönelik göndermelerin yeterli sanılması olduğunu düşünüyordum. Fakat bu sorun genel bir pazarlama tavrı da olabilir, Balkan ülkelerine ve Rusya'ya da aynı yaklaşımla, yani beyaz bölgeye "çilekli cornflakes"in bu dillerdeki karşılığı konularak ithal edilmiş olabilir. O zaman çok daha kronik bir çeviri sorunu sözkonusu sayılmaz mı; yani üretici şirketin amblemiyle dilinin bütünleşik şeyler olduğu, çevrilemez olduğu düşünülebilir mi?

Çeviribilim dergisi, güncel yayınını www.ceviribilim.com adresinde yapmaktadır.

Petersburg, Andrey Belıy
LJeviren: Sabri Gürses

" Öyküsü, Ekim Devrimi öncesi Rusya'nın, 1900 başlarındaki Petersburg'unda geçen roman, bir bakıma her şeyle, devrimle de karşı-devrimle de, devrimciyle de karşı-devrimciyle de, 'katil'le de 'maktul'le de dalga geçiyor.

" Fakat hepsinden önce de, resmî, kanıksanmış, alışılmış, basmakalıp olanın üstündeki örtüyü, hastalanmış bir deriyi acımasızca koparır gibi çekip çıkarıyor... Ne kadar zavallı, ne kadar cılk bir yara gibi görünürse görünsün, altta gizlenen 'insanî'liği gösteriyor.

" Dilimize başarıyla çevrildiğini düşündüğüm Petersburg'u okumaya hazırlanan edebiyatseverleri, canlı, düşündürücü, öğretici ve yoğun bir okuma sürecinin beklediğinde kuşku yok..." Ataol Behramoğlu, Radikal Kitap

< <
Powered by Inttranews, specialized multilingual news service for interpreters, translators and 

linguists

peter